İç Mimarlık ve Otorite Yanılgısı
Fiziksel bir binayı bir meyve gibi ortadan ikiye bölüp "iç organlarını" sadece birkaç dönem renk teorisi ve mobilya tarihi dersi aldılar diye bambaşka bir disipline teslim edemezsiniz. Bu, yapının sistem mimarisini temelden çökertir. Biz burada betondan, çelikten ve HVAC rotalarından bahsediyoruz, bir dergi çekimi için hazırlanmış tiyatro sahnesinden değil.
Strüktürel kabuk iç mekânı dikte eder. Mekanik sistemler tavan yüksekliklerini dikte eder. Taşıyıcı ızgara mekânsal akışı dikte eder.
İç mimarların büyük projelerde bağımsız imza yetkisi koparmak için verdikleri hukuki savaşın bilimsel uzmanlaşmayla falan ilgisi yok. Olay tamamen para. Bu, mesleki onur mücadelesi kılığına sokulmuş bir pazar payı savaşıdır.
İmza atmanın gerçek bedeli
Projelere imza atma yetkisi talep ediyorlar. Bir inşaat evrakı setine atılan imza şöhretli birinin verdiği imza değildir (gerçi bazen öyle zannediyorlar). Bu, mutlak hukuki ve fiziksel sorumluluğun üstlenilmesidir. Sistem çöktüğünde tam olarak neyin sorumluluğunu almaya razı olduklarını gerçekten bilmek istiyorum. Bir hastanenin veya havalimanının iç mekân paketine imza atıyorsanız, belirlediğiniz her bir santimetrekarelik yüzey malzemesinin yangın dayanım derecesini sahipleniyorsunuz demektir. Ucuz bir kompozit kaplama alev alıp insanları bir koridorda mahsur bıraktığında, o çizime imza atan kişi mahkemeye çıkar. Bunu anlamıyor gibiler. Özel üretim metal armatürlerinin elektrik iletkenliği için yasal sorumluluk istiyorlar mı? Zemin geçişlerinin yarattığı akustik köprülenmeyi hesaplıyorlar mı? Hayır. Sadece tasarım ücretlerini meşrulaştırmak için, asıl mimara sormadan mekânsal girişleri ve pencere yerleşimlerini değiştirme hakkı istiyorlar.
Bir mühendisin otoritesini ama bir sanatçının operasyonel özgürlüğünü istiyorlar.
Üretim ortamında ikisine birden sahip olamazsınız. Bir binanın gerçekte nasıl işlediğine—renderlarda değil, müteahhitlerin malzemeden çaldığı ve sistemlerin birbiriyle çakıştığı o pisliğin içinde—baktığınızda, tasarım otoritesini bölmenin felaketle sonuçlanacak bir entegrasyon hatası reçetesi olduğunu anlarsınız. Mimarlar Odası buna karşı savaşıyor çünkü giderek küçülen bir inşaat pazarındaki tekellerini korumak istiyorlar. İç mimarlar da karşı saldırıya geçiyor çünkü üniversiteler ölü bir ekonomiye on binlerce mezun pompalıyor ve bu insanların kendilerini büyük ölçekli projelerin bordrosuna zorla sokmak için yasal olarak zorunlu kılınmış bir yola ihtiyaçları var. Bu, devlet bürokrasisine lobi yapılarak yürütülen bir pazar payı koparma taktiği.
Bir süre önce, 2018'de bir üniversitede iç mimarlık stüdyo jürisine katılmıştım. Bir öğrencinin kamusal alan yerleşimine bakıyordum. Parçalı kat planına entegre edilmiş bir engelli erişim rampası vardı. Kesit çizimine baktım. Rampayı 1'e 2 oranında çizmişlerdi.
1'e 2 oran.
Bu bir ölüm kaydırağıdır. Tekerlekli sandalyedeki insanların geriye doğru yuvarlanıp çakılmaması için standart gereksinim 1'e 14'tür. Ama öğrencinin fiziksel geometri veya yerçekimi hakkında en ufak bir fikri yoktu. Bilgisayardaki yazılım dik bir çizgi çekmelerine izin vermişti, ekranda havalı duruyordu, onlar da çıktısını almıştı. Mekânın fiziksel mekaniğinden tamamen kopuktular. Ve işte bu akademik üretim bandı, kamusal altyapılarda mekânsal organizasyon ve can güvenliği standartları üzerinde egemen yasal otorite talep ediyor.
Aklıma direkt The Sopranos'un o bölümü geliyor. Paulie ve Christopher ormanda donarken bir Rus mafyasını avlamaya çalışıyorlar. Paulie, adamın geçmişi hakkında Christopher'ı uyararak "Adam iç mimarmış" diyor. Christopher sadece boş boş bakıp cevap veriyor: "Evi bok gibi görünüyordu."
Tüm bu tartışmanın temel gerçekliği budur. Bu, kendini zorlu bir mühendislik disiplininin içine yasalarla sokmaya çalışan estetik bir kaplamadır. Danıştay'ın imar yönetmeliğindeki "mimar veya" ibaresini iptal eden o kararları, bürokratik aygıtın teknik entegrasyonu kavrayamamasından başka bir şey değildir. Mahkeme uyuşmazlığa baktı ve "uzman bağımsızlığını" dayatmaya karar verdi. Fakat bir bina, bağımsız uzmanlardan oluşan bir koleksiyon değildir. O tek ve kesintisiz bir yük aktarım yoludur. Binanın kabuğu çökerse, o çok ergonomik oturma düzeninizin hiçbir anlamı kalmaz.
Related Articles
Same CategoryComments (0)
Newsletter
Stay updated! Get all the latest and greatest posts delivered straight to your inbox