Gerçek dostluk ebedidir.
Geçen haftalarda İlber Ortaylı’yı kaybettik. Ben blogumu İngilizce yazdığım için, bunu bilmeyenler olabilir; ancak kendisi kelimelerle ifade edilemeyecek bir bilgi çınarıydı. Her daim bilimi, tarihi ve Türklük bilincini sevdirmeye çalışan, nadir bulunan bir insandı.
Kendisi, kadim dostu Celal Şengör ve Fatih Altaylı ile yıllarca Teke Tek Bilim programında bilim ve tarih üzerine konuştular. Benim de severek izlediğim, her bölümünde ayrı bir şey öğrendiğim bir programdı. Onları izlerken sadece bilgi değil, dostluk da görürdünüz. Aynı cümle içinde hem tartışma hem saygı hem de yılların getirdiği o rahatlık vardı.
Zaten aklıma “arkadaşlık” dendiğinde iki kadim bağ gelir: Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü, bir de İlber ile Celal. Biri bir ülkenin kaderini birlikte yazmış, diğeri ise bir neslin zihnini birlikte şekillendirmiş iki dostluk.
Aslında bu konuyla ilgili yazmak gibi bir amacım yoktu. Zaten blogumda böyle bir kategori de yok. Ama bazı şeyler var ki insanın içinde kalmıyor. Yazmadan geçemiyorsun.
Bir ateist olarak, en kıskandığım şeylerden biridir “ölümden sonra da görüşeceğiz” diyebilmek. Üstelik bunu gerçekten doğru olduğuna inanarak söyleyebilmek. Çünkü ben biliyorum ki bir gün toprak olduğumda, bedenim de ruhum da kaybolacak. Bu düşünce insana tarif etmesi zor bir boşluk hissi veriyor. Sessiz, soğuk ve kaçınılmaz bir boşluk.
Ama sonra dönüp bakıyorum… Belki de bazı şeyler gerçekten kaybolmuyor. Bir insanın bıraktığı fikirler, anlattığı hikâyeler, öğrettiği bakış açıları… Belki de “ebediyet” dediğimiz şey tam olarak bu. Fiziksel değil ama zihinsel bir devamlılık.
Ne demiş Marcus Tullius Cicero: “Maecēnās, vēra amīcitia sempiterna est.”
Yani, “Gerçek dostluk ebedidir.”
Bazen gerçekten buna inanmak istiyorum.
Belki de inanmak değil… tutunmak.
Related Articles
Same CategoryComments (0)
Newsletter
Stay updated! Get all the latest and greatest posts delivered straight to your inbox